Tegâbun Suresi Bağlamında Aldanmaktan Kurtulmak

-Gafletten Sıyrılmak-

يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
1. Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ın sınırsız şanını yüceltir. Hâkimiyet de bütün övgüler de O’na aittir ve O’nun her şeye gücü yeter.

Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ın hâkimiyetini, övgüye layık olduğunu ve her şeye gücünün yettiğini ilan eder. Bu ilan/işaret insanda belli bir dikkat ve ardından sorumluluk oluşturur. Buna göre insana sorumluluklarını unutturan veya askıya aldıran her şey, onu Rabb’ini anmaktan (tesbihten) alıkoyan hasımları konumuna gelir.

هُوَ الَّذٖى خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
2. Sizi yaratan O’dur. Böyle iken içinizden kimi hakikati inkâr eder, kimi de inanır. (Ama bilmelisiniz ki) Allah her yaptığınızı görür.

İnsanlardan kimi ilk ayette sözü edilen güce şahitlik eder kimi de bunu inkâr eder. Allah’ın her şeyi görmesi, iman ve inkâra sebep olan haklı ya da haksız gerekçeleri bildiğini ifade eder.

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ
3. O, gökleri ve yeri bir anlam ve amaç üzere yaratmış ve size (de belli bir) şekil vermiştir; hem de öyle güzel bir şekil ki yolculuğunuzun varışı da O’nadır.

Rablerinin hâkimiyetine iman edenler, yaratılışta belli bir anlam ve amaç olduğunu fark edenlerdir. İnsan bir ayettir. Ve fiziki yapısıyla bir yaratıcısı olduğunu dile getirir. Âlemin merkezine konulması ve ilk yaratılış örnekleri de sonunda insanın yolculuğunun ikinci bir yaratılışla Rabbinin önünde biteceğini gösterir.

يَعْلَمُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
4. O, göklerde ve yerde olan her şeyi ve sakladıklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilmektedir. Allah, kalplerde olanı da hakkıyla bilendir.

İnsanı, yaratılıştaki anlam ve amaçtan uzaklaştıran her şey, Allah tarafından bilinir. Bunlar saklanmış olsa bile. Zira O, kalplerden geçenleri de bilmektedir.

“…Allah her yaptığınızı görür.” (2)
“…Yolculuğunuzun varışı O’nadır.” (3)
“Allah, kalplerde olanı hakkıyla bilendir.” (4)
Bu ayetler ve devamındaki vurgular, insanın yapıp-ettiklerine karşılık Allah’ın hesap sormasını gündeme taşır.

اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَبَٶُا الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ
5. Geçmişte inkâr edenlerin haberi size ulaşmadı mı? İşte onlar (dünyada) yaptıklarının cezasını tattılar. Onlar için (ahirette) acı bir azap da vardır.

Tarih, Allah’ın gücünden bigâne kalarak inkâr edenlerin nasıl sonuçlar aldığını yeterince göstermektedir. Sadece kendi menfaatleri peşinde koşanların dünyayı ne hâle getirdiği bellidir.

ذٰلِكَ بِاَنَّهُ كَانَتْ تَاْتٖيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُوا اَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا وَاسْتَغْنَى اللّٰهُ وَاللّٰهُ غَنِىٌّ حَمٖيدٌ
6. Bunun nedeni elçileri onlara, açık deliller getirdiğinde “Bir insan mı bize yol gösterecek?” diyerek inkâr edip yüz çevirmeleridir. Allah ise hiçbir şeye muhtaç olmadığını (onlara) göstermiştir. Zira Allah kendine yeterlidir, övgüye layık olandır.

İçlerinden bir insanın İlahi rehberlik ışığında onlara yol göstermesine ihtiyacı olan yine bizzat insanların kendileridir. Allah’ın buna ihtiyacı yoktur.

Onların küfrü tercih etmeleri, haklı bir gerekçeye dayanmaz. Tam tersi, sorumluluktan uzaklaşmak için bahane bulmaktan ibarettir. Allah’ın insanın yaptıklarına ihtiyaç duymadığını belirtmesi, elçiler eliyle gündeme getirilen her şeyin insanlar için olduğu vurgusu taşır.

Surede sözü edilen inkâr sebebi, Allah’ın yol gösterici elçilerinin insan olmasıdır. Bu seçim, bilindiği gibi insanların örnek almalarını mümkün kılar. Peygamberlerin beşer/insan olmasının reddedilmesi, sorumluluk almaktan uzaklaşmayı, hesap vermekten kaçınmayı, yani vahyi hayatın dışında bırakmayı hedefler. Zira onlar için kendi seviyelerine uygun şekilde düzenlenen ilahi emir veya yasaklara tabi olmak, arzularının peşinden gitmeye engeldir.

زَعَمَ الَّذٖينَ كَفَرُوا اَنْ لَنْ يُبْعَثُوا قُلْ بَلٰى وَرَبّٖى لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ
7. İnkâr edenler, diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De ki: “Hayır Rabbime Andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız kesinlikle size haber verilecektir. Bu Allah’a göre kolaydır.”

Ayet, inkâr edenlerin işledikleri günahlar yüzünden hesap vermeye yanaşmadıklarını resmeder. Burada yine konu, insanların yapıp-ettikleridir. Nitekim elçilerin insan olmasına karşı çıkmaları da bu yüzdendir. Kazandıklarının onlara gösterilmesi, ürettikleri gerekçelerin haklı ve samimi olmadığının anlaşılması demektir. Buna göre kötülük yapanlar, ahireti inkâr ederler.

فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَالنُّورِ الَّذٖى اَنْزَلْنَا وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ
8. O hâlde Allah’a ve Elçisi’ne indirdiğimiz nura (vahye) inanın. Zira Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Burada amaç, bir insana tabi olmanın ötesinde vahyin rehberliğini kabul etmektir. Elçinin insan olması, örnek alınıp itaat edilmesini, itaat edilmesi de beraberinde getirdiği mesajlara inanmayı gerekli kılar. Hesap vermekten çekinmeyen iyi insanlar, vahye inanırlar.

يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّپَاتِهٖ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا اَبَدًا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
9. Toplanma (hesap) günü için, sizi bir araya getirdiği zaman, işte o, kimin aldandığının ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah’a inanmış ve yararlı işler yapmışsa, Allah onun kötülüklerini örtecek ve onu, içlerinden ırmaklar akan, sonsuza kadar kalacağı cennetlere sokacaktır. İşte bu büyük bir kurtuluştur.

Dünyadayken arzularının cazibesine kapılıp hesap vermeyi düşünmeyenler için ahiret büyük bir aldanış günü olacaktır.

وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اُولٰئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ
10. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateşi hak edenlerdir. Orada ebedi kalacaklardır. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!

İnkâr edenlerin hak ettiği son kendilerini mutlaka bulacaktır. Çünkü inkar ederek insanlığa ödettikleri bedel çok ağırdır.

مَا اَصَابَ مِنْ مُصٖيبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ
11. Allah’ın izni olmadıkça (insanın) başına hiçbir musibet gelmez. Kim Allah’a inanırsa onun kalbini (bu gerçeğe) yöneltir ve elbette Allah her şeyi bilendir.

Bir önceki ayet kâfirlerin cehenneme yuvarlanacaklarını haber verir. Musibetten kasıt bu olabilir. Ancak yukarıda geçen “Geçmişte inkâr edenlerin haberi size ulaşmadı mı? İşte onlar (dünyada) yaptıklarının cezasını tattılar.” (5) ayeti musibeti tanımlamak açısından daha isabetli gözükür. Tarih, haksızlık yapanların bunu ilelebet sürdüremediklerine şahittir. Dolayısıyla Allah’ın sözlerini inkâr etmenin bir bedeli vardır ve burada sözü edilen musibet de bu olmalıdır. Nitekim hakikati inatla reddedenler için meydana çıkan dünyada ki musibet ahirette de kat kat devam edecektir.

Buraya kadar şu şekilde özetlenebilir:
Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ın sınırsız şanını yüceltir.
Buna rağmen kimileri bunu inkâr eder.
Oysa gökler ve yer belli bir anlam ve amaç üzerine yaratılmıştır.
Bunu kavrayamayan insanın amacı da bellidir.
Tarih, bunun örnekleriyle doludur.
Yani
“Bir insan mı bize yol gösterecek.” diyerek kendi arzularını gerçekleştirmekten başka bir şey düşünmeyenlerin sonu hep hüsran olmuştur.
Onlar tekrar diriltilip hesap vermeyeceklerini düşündükleri için tercihlerini bu yönde kullanmaktadırlar.
İşte hesap günü aldanmış olarak sahneye bunlar çıkacaktır.

Ve on birinci ayet bu bağlamda şu manayı kazanır:
Unutmayın!
Elçi kılınmış bir insanın örnekliğini reddederek vahyin rehberliğini kabullenmemek, kişiyi hem dünya da hem de ahirette musibete duçar eder. Buna göre vahiyden uzaklaşmak karanlığa gömülmek demektir.

Allah’ın insanın kalbini hakikate/gerçeğe yöneltmesi için onun izni olmadıkça başına hiçbir musibetin gelmeyeceğini bilmesi gerekir. Başka bir ifade ile vahyin rehberliği dışında musibetten kurtulmanın yolu yoktur. O hâlde “Allah’ın izni olmadıkça (insanın) başına hiçbir musibet gelmez.” demek, ilahi rehberlikten kopanların bir bedel ödemesi gerektiğine hükmettiği için “Allah’ın emirlerini uygulamazsanız musibete müstahak olursunuz.” demektir.

Bu ayete gelen kadar, geçmişte kâfirlerin cezasını dünyadayken de çektikleri ama bu açık tarihi gerçeğe rağmen “Bir insan mı bize yol gösterecek?” demeye devam ettikleri -ki Muhammed (sav)’in muhatapları da bu durumdadır- dile getirilir. Onlar diriltilip hesap vermeyeceklerini düşündükleri için hakikate karşı bu derece küstahtırlar. Ve elbette mahşer günü aldandıklarını anlayacaklardır. Hesap vermeyeceğini düşünen bu insanların son derece kaba ve hoyrat davrandıklarından ve sürekli bir biçimde hadlerini aştıklarından şüphe yoktur. Onların bu açgözlü tutumlarının yeryüzünde barış ve huzuru mumla arattığı da bir gerçektir. Tabiatın dengesinden insanlar arası ilişkilere kadar pek çok konunun onların elinde iğdiş edildiği bilinmektedir. İşte musibetten asıl kastedilen budur. Ayette “Allah’ın izni olmadıkça” hükmünün hemen ardından “Kim Allah’a inanırsa kendi kalbini (bu gerçeğe) açmış olur.” denilir. Bu da musibetlerin inkâr edenler vasıtasıyla yayıldığı bilincini oluşturur. Kalbi, imanla dolu olanlar, şerrin inkârın sonucunda ortaya çıktığını bilirler. Onlar bir insanın örnekliğini/rehberliğini reddederek, hakikate yüz çevirdikleri ve bu şekilde günah işlemenin yolunu açtıkları için musibetlere kaynaklık etmektedirler.

“Bir insan mı bize yol gösterecek?” diye düşünenlerin hesap vermeye ve sınır tanımaya yanaşmadıkları için her türden günahı rahatlıkla işleyebildikleri bilinmektedir. Bir yandan işledikleri suçların toplumda oluşturduğu bozgun diğer yanda müminlere layık gördükleri muamelenin sonuçları musibetin bizzat onlar tarafından yayıldığına işaret eder. Ancak müminlerin imanla dolu kalpleri, imtihan konusu olan bu musibetlerle baş etmeye yeterince hazırdır.

وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ
12. Öyleyse Allah’a ve Elçi’ye itaat edin. Eğer yüz çevirseniz (bilin ki) Elçimiz’in görevi, yalnızca bu mesajı açık bir şekilde iletmektir.

Elçinin görevi, sadece mesajı iletmektir. İman ve itaat etmeyenler, olup bitenlerden, yani şerrin ortaya çıkmasından sorumludurlar.

اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
13. Allah, O’ndan başka ilah yoktur! Öyleyse, inananlar yalnız Allah’a güvensinler.

Allah’a imanın insanları musibetlerden koruyacağı hususunda tevekkül edilmelidir. İnkâr edenler hem dünyada hem da ahirette kaybedecektir. Allah’ın koyduğu ölçü budur ve asla değiştirilemez. Buna inanmak, her türlü kötülüğe rağmen mücadeleye ısrarla devam edebilmenin yolunu açar. Buna göre müminler, musibetlerin kendilerini doğru yoldan çevirmesine müsaade etmezler. Böylece Allah’a güvenerek, musibetlere karşı aşılanırlar.

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ وَاَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَاِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
14. Siz ey iman edenler! Bakın, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazısı size düşmandır. Öyleyse onlara karşı dikkatli olun! Ama hoş görür, tahammül eder ve affederseniz, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, bir rahmet kaynağıdır.

İnsan bir elçiyi reddederek imanın hayata şekil vermesine karşı çıkanlar, arzularının esiri olduklarından hayat gittikçe zorlaşır. Musibetler etrafı kaplar. Bunların en önemlilerinden biri aile içinden gelen musibetlerdir. İnsanın eşi ve çocukları, onu mücadele etmekten, sorumluluklarını yerine getirmekten alıkoyabilir. Nitekim arzuların otorite edinildiği alanlarda insanın açgözlü davranmasına sebep teşkil eden en önemli sâikler genellikle aile efradıdır. Hatta kişiyi doğru olandan uzaklaştıran nedenlerin başında yine onlarla ilgili mazeretler yer alır. Şımarmanın da sakınmanın da gerekçeleri aile etrafında örülür. Bu nedenle inanan birinin tevekkülü, zaman zaman kaybediyor görünmesine rağmen hiçbir sebeple Allah’ın sözlerinin önüne geçmemektir. Elbette affedici olmak gerekir ancak bu yaklaşım kişiyi doğru tercihlerinden uzaklaştırmamalıdır. Aile içi sevginin, kişiyi inancının gereklerine aykırı davranmaya itmemesi, şahsi veya ailevi çıkarların ahlaki öğütleri aşmaması çok önemlidir.

اِنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظٖيمٌ
15. Mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. (Unutmayın) asıl büyük mükâfat ise Allah katındadır.

Müminler, sahip olduklarıyla sınandıklarını unutmamalıdır. Dolayısıyla vahyin rehberliğini başka hiçbir şeyle mukayese etmeleri doğru olmayacaktır.

فَاتَّقُوا اللّٰهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَاَطٖيعُوا وَاَنْفِقُوا خَيْرًا لِاَنْفُسِكُمْ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
16. O hâlde, gücünüz yettiği kadar Allah’a karşı gelmekten sakının. Dinleyin ve itaat edin, kendi iyiliğiniz için infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Ahireti ve hesap vermeyi dikkate alanlar, dinler ve itaat ederler. Kendi iyilikleri için ellerindekileri paylaşırlar. Böylece soruluklarını yerine getirmiş olurlar.

İmtihan uyarısının hemen ardından infak emrinin gelmesi, kişinin Allah yolunda harcamalarına ailesinin karşı çıkma ihtimalini akla getirir. Bilindiği gibi aileyi koruma endişesi ile üretilen gerekçeler mal biriktirme açısından en etkili nedenleri oluşturur. Aile, sevgi yükü ağır ve bağlayıcı olması hasebiyle kişiyi yoldan çıkarabilecek en önemli etkendir.

اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَلٖيمٌ
17. Eğer (bu şekilde) Allah’a güzel bir borç verirseniz, O bunu fazlasıyla size geri ödeyecek ve günahlarınızı bağışlayacaktır. Zira Allah, şükrün karşılığını her zaman verir (ve) ceza vermekte acele etmez.

Karşılıksız harcadığınız her şey size fazlasıyla geri dönecek ve yaşadığınız toplumu ıslah edecektir. Ve bu paylaşımlarınız şüphesiz hem günahlarınızın ağırlığından sizi kurtaracak hem de musibetlere karşı koruyacaktır.

Müsebbihât surelerinin neredeyse hepsinde bu vurgu göze çarpar. İnsanın ailesiyle ilgili görevleri toplumsal sorumluluklarının bir parçası sayılmalı ve bu değerlerin biri diğeri adına yok sayılmamalıdır. İnsanın ailesini korumasıyla ilgili gerekçeler toplumsal sorumluluğunu askıya almaya yol açmamalıdır.

عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
18. O, gaybı da görünen âlemi de bilir, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

Allah, her şeyi bildiğine göre ona olan güveniniz sayesinde tercihleriniz de onun dediği gibi saadetle sonuçlanacaktır. Allah, kendisini vekil edinenleri asla mahcup etmemiştir.

Tegâbun Suresinin Konu Bütünlüğü İçinde Bağlamı

Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ın sınırsız şanını yüceltir. Böylece hâkimiyetin de bütün övgülerin de O’na ait olduğunu ve O’nun her şeye gücü yettiğini anlarsınız.

Sizi yaratan O’dur. Böyle iken içinizden kimi bu hakikati inkâr eder, kimi de inanır. Ama bilmelisiniz ki iman ya da inkâra sebep olan amellerinizi Allah görür. O, gökleri ve yeri belli bir anlam ve amaç üzere yaratmış ve size de bunu kavramanızı sağlayacak çok güzel bir şekil vermiştir. Elbette sonunda hesap vermek adına yolculuğunuz O’nun önünde bitecektir. Nitekim O, göklerde ve yerde olan her şeyi ve sakladıklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilmektedir. Şüphesiz Allah, kalplerde olanı da hakkıyla bilendir.

Geçmişte inkâr edenlerin haberi size ulaşmadı mı? İşte onlar dünyada yaptıkları kötülüklerin cezasını tattılar. Onlar için ahirette acı bir azap da vardır. Bunun nedeni elçileri onlara, açık deliller getirdiğinde “Bir insan mı bize yol gösterecek?” diyerek vahyin rehberliğini inkâr edip yüz çevirmeleridir. Allah ise bu rehberliğe sadece kendilerinin ihtiyacı olduğunu ve onların hiçbir şeyine muhtaç olmadığını göstermiştir. Zira Allah kendine yeterlidir, övgüye layık olandır.

İnkâr edenler, hesap vermeye yanaşmadıkları için diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De ki: “Hayır Rabbime Andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız kesinlikle size haber verilecektir. İlk yaratışta olduğu gibi bu Allah için çok kolay bir iştir.”

O hâlde ey insanlar, Allah’a ve Elçisi’ne indirdiğimiz nura (vahye) inanın. Zira Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Toplanma (hesap) günü için, sizi bir araya getirdiği zaman, işte o, kimin aldandığının ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah’a inanmış ve yararlı işler yapmışsa, Allah onun kötülüklerini örtecek ve onu, içlerinden ırmaklar akan, sonsuza kadar kalacağı cennetlere sokacaktır. İşte bu büyük bir kurtuluştur. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateşi hak edenlerdir. Orada ebedi kalacaklardır. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!

Sizin musibetlere duçar olmanız, Allah’ın koyduğu ölçülerden yüz çevirmenizden kaynaklanır. İnanan kişinin kalbi, bu gerçeği bilir. Ve elbette bu şuuru taşıyanlar, Allah’ın her şeyi bildiğini de kavrar.

Öyleyse Allah’a ve Elçi’ye itaat edin: eğer yüz çevirseniz bilin ki Elçimiz’in görevi, yalnızca bu mesajı açık bir şekilde iletmektir. Allah, O’ndan başka ilah yoktur! Öyleyse, inananlar vahyin kendilerini aydınlığa çıkaracağı yolda yalnız Allah’a güvensinler.

Siz ey imana ermiş olanlar! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazısı sizi yerine getirmeniz gereken sorumluluklardan alıkoyan bir düşmana dönüşebilir. Öyleyse onlara karşı dikkatli olun! Ama onların yanıltıcı isteklerine uymadan doğru olanı anlatarak hatalarını hoş görür, tahammül eder ve affederseniz, bilin ki Allah da hepiniz için çok bağışlayıcı ve rahmet kaynağıdır. Mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir. Unutmayın, doğru olanı yaptığınız sürece asıl büyük mükâfat Allah katındadır.

O hâlde, gücünüz yettiği kadar Allah’a karşı gelmekten sakının. Dinleyin ve itaat edin, kendi iyiliğiniz için infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Eğer paylaşma yoluyla Allah’a güzel bir borç verirseniz, O bunu fazlasıyla size geri ödeyecek ve günahlarınızı bağışlayacaktır. Zira Allah, şükrün karşılığını her zaman verir (ve) ceza vermekte acele etmez. Zira O, gaybı da görünen âlemi de bilir, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

Sonuç
Surenin üzerinde durduğu ve muhatabının anlaması gereken konular, özetle şu şekildedir:
Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ın sınırsız şanını yücelttiğini görmelisiniz.
Yaratılışta belli bir anlam ve amaç olduğunu anlamalısınız.
Tarihte “Bir insan mı bize yol gösterecek?” diyerek arzularının peşinden koşanların hesap vermekten kaçtıklarını kavramalısınız.
Böylece
Mahşer günü aldanmış olarak karşıma gelmemelisiniz.
Sizi aldatan en önemli şey musibetlerdir. Ve bunun kaynağını iyi tespit etmelisiniz.
Buna göre
Kötülüklerin vahiyden yüz çevirmekle yayıldığının şuurunda olmalısınız.
Seçiminizde hürsünüz ama Allah’a güvenir ve vahyin rehberliğini tercih ederseniz başarırsınız.
Vahiyden yüz çevirmenize yol açacak ailevi gerekçeler üretmemelisiniz.
Mallarınız ve çocuklarınızla bir imtihan içinde bulunduğunuzu unutmamalısınız.
Gücünüzün yettiği kadar Allah’a karşı gelmekten sakınmalı ve kendi iyiliğiniz için infak etmelisiniz.

Tegâbun suresi, yanlış hesap yapmamak ve mahşer günü aldanmamak için kişiyi iman iddiasında doğru adımlar atmaya çağırır. Sevginin insanı doğru yoldan ayırıp yanlış yapmaya itmemesi için uyarır. Ahiretteki hesabın ağırlığı, dünyadayken neyin dost neyin düşman olduğunu bilmeyi ivedilikle gerekli kılar. O hâlde ailevi gerekçelerle üretilen şahsi çıkarların, hakikate imanın, yani toplumun huzurunun önünde bulunmaması bir zarurettir.

Müminlerin bu suredeki tesbihi, aileyle ilgili üretilmiş hiçbir gerekçeye bakmaksızın Allah yolunda ilerlemekten ve özellikle sahip olduklarını paylaşmaktan vazgeçmemektir.

Not: Bu yazı, “Sözün Bağlamı” adlı eserden iktibas edilmiştir.

Musa Şimşekçakan
16 Kasım 2019