Galip Zihinde Ahlak Anlayışı

Galip zihnin ahlak anlayışını ifade etmek için Şems suresinin içeriğinden faydalanmak yararlı olacaktır. Surenin anlamı şu şekildedir:

“Güneşi ve onun aydınlık veren parlaklığını düşün ve güneşi(n ışığını) yansıtan ayı! Dünyayı gün ışığına çıkaran gündüzü düşün ve onu karanlığa boğan geceyi! Gökyüzünü ve onun harika yapısını düşün ve yeryüzünü, onun (uçsuz bucaksız) genişliğini! İnsan benliğini düşün ve onun nasıl (yaratılış) amacına uygun şekillendirildiğini ve nasıl ahlaki zaaflarla olduğu kadar Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle de donatıldığını! Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir, onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır. Semud (kavmi,) kaba bir küstahlıkla (bu) hakikati yalan saydı; içlerinden en onulmaz azgınları, (zulüm yapmak için) ileri atılırken, Allah’ın Elçisi onlara: ‘Şu dişi deve Allah’ındır, öyleyse bırakın suyunu içsin (ve ona bir zarar vermeyin)!’ demişti. Ama onlar Elçi’yi (hiçe sayıp) yalanladılar ve deveyi vahşice boğazladılar; bunun üzerine Rableri, bu günahları yüzünden onları yıkıma uğrattı ve tümünü birden yok etti: çünkü (onlardan) hiçbiri başlarına gelecek şeyin korkusunu taşımıyordu.” (1)

Surede, yemin ifadelerinin hemen ardından insanın yaratılış amacına uygun olarak şekillendirilmesinden, takva ve suç işleme kabiliyetinden bahsedilerek ana fikre ulaşılır. Burada asıl vurgu, “Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir. Onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır.” ayetleridir. Ardından kötülüğe batan insan örneği verilir ki bu da Semud kavmini helake sürükleyen kişilerdir. Kavmin diğer bireyleri onlara engel olmadığı için hepsi birlikte yok edilmeyi hak etmişlerdir. Helak sebebi olarak bu toplumun deveyi kesmesinden söz edilir. Bilindiği gibi devenin su içmesi konusu o toplumdaki sınıfsal ayrımlara işaret eder. Zira Semud toplumunun helak edilme sebebi kendi aralarında var olan haksızlıklardır.

Sure, aynı zamanda müslümanlara tebliğde kullanabilecekleri bir ölçü/metod öğretir. Tebliğde dikkate alınması gereken ölçülerden biri, bütün insanlık için önemini koruyan ortak noktaları yakalamak ve muhatabı karşı çıkamayacağı şekilde ikna etmeye çalışmaktır. Ortak nokta, aynı zamanda ortak aklın ürünü olan doğru/gerçek bilgilerden ibarettir. Surede bu anlamda “Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir.” ayeti, doğru ve etkili bir teklif olarak ortaya getirilir. Kendisini kibir, zulüm ve kötü düşüncelerden arındırarak aşırılıklardan kaçınmak konularında hiç kimse muhalefet yapamaz. Bu adım, herkesin doğru ve dürüst olması ve haddini aşmaması ile ilgili doğru bir zemin üzerinde hareket eder. Burada muhataplarının kabul etmekten kaçınamayacakları ortak bir nokta aranır. Bilindiği gibi tuğyan, yani haddini aşarak aşırı gitmek kötüdür ve kötülük üretir. Kişilerin sonuçlarından korkmadığı aşırılıkları topluma zarar verir. Öyleyse birtakım eşkıya tipler elinde toplumu helake götüren bu aşırılıklar engellenmelidir. Sure, herkesi “Gelin toplumumuzun mutluluğu için aşırılıkları sebebiyle hepimize zarar veren içimizdeki haydutlara engel olalım.” gibi bir ortak zeminde buluşmaya davet eder. Suç işlemekten uzaklaşarak arınmayı seçmek ya da günahlar peşinde koşarak karanlığa gömülmek insanın elindedir. Dolayısıyla toplumu huzura veya savaşa sürükleyen de insanın bizzat kendisidir. Eğer bu yaklaşım herkes tarafından kabul edilir ve uygulama alanı bulabilirse o takdirde suç ve suçlulara izin verilmemesi gerekir. Bir toplum neyin suç olduğu ve bunların engellenmesi hususunda karar verdiğinde her şey düzelir ve yoluna girer.

Bu ayetleri duyan müslümanlar, yaşadıkları toplumun aşırılıkları yüzünden Semud kavmi gibi yok edilmesinden korkmuş olmalıdırlar. Korkuları hem kendi adlarına hem de toplumları içindir. O hâlde aşırı giderek (tuğyan) toplumu helake sürükleyenlere engel olunmalıdır. Allah’ın devesinin su içmesi engellendiği gibi onun kullarının haklarını gasp edenler, Allah’ın nimetlerini onlardan esirgeyerek hadlerini aşmaktadırlar. (2) Nefsini arındıran kurtuluşa erer. Burada nefsini arındırmak, karanlık işlere bulaşmamaktır. Karanlık işlerin başında insanları eşit görmeyen ve onları hakları olan nimetlerden mahrum etmeye çalışan haydut tipli insanlar vardır. Bunlara engel olunmazsa toplum çökecektir.

Şems suresinde Salih (as)’in içinde yaşadığı toplum haddini aşmış ve sonucuna da katlanmak zorunda kalmıştır. Surede arınma, siyasi, ekonomik ve sosyal bir kapsama sahiptir. Temelde bu yaklaşım insanları eşit kabul etmek anlamına gelir. Zaten, bu toplumun helakinin sebebi, bir takım haksız tasarruflarla imtiyaz ve ayrıcalık oluşturan yaklaşımlardır.

İnsanları eşit kabul etmek, düşünce ve eylemin başlangıç noktasıdır ve Allah’ı tek kabul etmenin doğal bir sonucudur. Buna göre bir olan Allah’ın dışında kimsenin bir diğerine hâkim veya üstün olması düşünülemez. Allah bir kabul edildiğinde yaratılış açısından insanlar arasında bir ayrım da yapılamaz. Önceleri iman esası olarak ortaya çıkan ve aksi helakle sonuçlanacağı söylenen bu olgu, sonraları sadece ahlaka indirgenmiştir. İmanın konusu olmayınca küçümsenip önemini kaybetmiştir. Hâlbuki surede ‘tezkiye’, yani nefsini arındırma konusu, ırka dayalı eşitlikten daha geniş bir kapsamda, içinde ekonomi ve sınıf ayrımını da barındıran siyasi bir tavrı dile getirir. Bu yaklaşım, tarih içerisinde belli bir soyun hükümdarlığı altında sürdürülen saltanat rejimleriyle terk edilmiş ve nefsi kötülüklerden arındırma anlamında ahlakın bir şubesi olarak ruhi temizlenmeyi ifade eder olmuştur.

İnsanları eşit görmeyen bir zihnin ruhi anlamda temizlenmesi mümkün değildir. Öyleyse tezkiye önce çerçevesini imanın şekillendireceği siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda adil bir temele oturmalıdır.

Şems suresi, “Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir, onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır.” şeklinde basit gibi görünen ama çok etkili bir formülden bahseder. Bu formül, Allah’ı dini, ahlakı kendi çıkarlarına alet etmeye de engel olur. Kişi, yaptıklarının sorumluluğunu mutlaka üstlenmeli ve arınmayı seçmelidir. Semud örneği bu arınmanın (takva) önce insanları eşit görmekle mümkün olabileceğini bildirir. O hâlde bu derece önemli bir kabulün galip zihin elinde bireysel ahlak gösterilerine indirgenmesine müsaade edilmemelidir. Takvanın risâletin başlangıcı itibariyle ifade ettiği bu anlam, kişinin kendisine ve yaşadığı topluma huzur vermesinin ilk adımlarından biri sayılmalıdır. Demek ki ahlakın, bu şekilde siyasi bir bilinçle desteklenmesine veya imana dayalı bir zeminde yürümesine duyulan ihtiyaç pek çok şeyden daha önemlidir.

Not: Bu yazı, “Sözün Bağlamı” adlı eserden iktibas edilmiştir.

Dipnotlar:

1. Şems Suresi. (M. Esed Meali).
2. Burada deveyi kesenler örneğiyle, insanların ve özellikle inananların haklarını gasp edip Allah’ın nimetlerini onlardan esirgeyerek hadlerini aşanlar anlatılmaktadır. Deveyi öldürmek için ortaya atlayan اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰیهَا [içlerinden en onulmaz azgınları, (zulüm yapmak için) ileri atılırken] ifadesinden de anlaşılacağı üzere o toplumun aşırı giden serseri (şaki) bir üyesidir. Ama فَعَقَرُوهَا (boğazladılar) şeklinde dile getirilen fiilin çoğul hâli bütün toplumun bundan sorumlu tutulduğunu göstermektedir.

Musa Şimşekçakan
02 Ağustos 2018