Tahrim Suresi Bağlamında Kadının Ailesini Koruması

-Evlenmeden önce okunması gereken sure-

1. Ey Peygamber! Eşlerin(den herhangi biri)ni memnun etmek için, neden Allah’ın sana helal kıldığı bazı şeyleri (kendine) haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır. (1)

Nebi (sav)’nin Zeyneb binti Cahş (r anha)’ın evinde bal şerbeti içtiği, bunu duyan Ayşe (r. anha) ile Hafsa (r. anha)’nın anlaşarak Peygamber (sav)’e ‘Biz senden, meğâfir kokusu alıyoruz.’ dedikleri, bunun üzerine Rasulullah (sav)’ın kötü kokmaktan hoşlanmadığı için bal şerbetini kendisine haram kıldığı rivayet edilir. (2) Bal şerbeti olayı, mevzu ile ilgili en güçlü arka planı oluşturduğu hâlde basit bir kıskançlık gösterisi gibi durur. Eğer bu rivayet doğru kabul edilecekse mesele sonuçları itibariyle değerlendirilmelidir. Yani basit gibi görünen bu kumpas yol açtığı netice açısından önemli sayılmalıdır.

Bir diğer konu da Peygamber (sav)’in diğer hanımlarından birinin sırasında Mâriye ile birlikte olmasıdır. Ki bu rivayet Peygamber (sav)’in Mâriye annemizle evlenmesini Hudeybiye anlaşmasının öncesine taşıdığı için tarihi açıdan doğru bulunmamıştır. (3)

Burada Kur’an’da Peygamber (sav)’in eşlerinin ne yaptığından bahsedilmemesinin özel bir anlamı da olabilir. Bu durum Kabil’in Habil’i öldürme gerekçesinin dile getirilmemesi gibidir. Zira hangi sebep insanın kardeşini öldürmesini haklı kılabilir? Bunun gibi Rasulullah (sav)’ı helali haram kılmaya iten nedenden de bahsedilmemiştir. Çünkü bir kadının kocasını bu şekilde fitneye düşürmesi herhangi bir gerekçeyle hafifletilemez. Nitekim ahirette mazeretlerin fayda vermeyeceğinin ifade edilmesinin de sebebi de bu olabilir.

2. (Ey müminler!) Allah, (doğru ve haklı bir gerekçesi olmayan) yeminlerinizi bozmayı ve keffaretini vermeyi (size) emretmiştir. Allah, sizin Yüce Efendinizdir ve yalnız O’dur her şeyi bilen, gerçek hikmet sahibi.

İkinci ayet, söz konusu affın yolunu gösterir. (4) Bu da kefârettir. (5) Keffâret konusu, söz konusu haram kılma eyleminin yemin etme şeklinde gerçekleştiğini anlamaya da yardım eder.

3. Hani, (bir gün) Peygamber, eşlerinden birine gizli bir şeyler söylemişti; eşi bunu ifşa edip Allah da Peygamber’e bildirince, Peygamber (söylediklerinin) bir kısmını (diğerlerine de) anlatmış, bir kısmına ise hiç değinmemişti. Peygamber durumu eşine anlatınca, kadın: “Bunu sana kim söyledi?” diye sordu. (Peygamber de,) “Her şeyi Bilen, Her şeyden Haberdar Olan, bana söyledi.” diye cevap verdi.

Peygamber (sav), hanımlarının birinin yanında onun hazırladığı bal şerbetini içtiği için her zamankinden fazla kalır. Bunu duyan diğer hanımları kıskançlıkları sebebiyle ona bir oyun oynamaya çalışırlar. Ve bilindiği gibi eşleri arasında ondan meğafir kokusu geldiğini yayarlar. Muhtemelen bu konuşmanın ilki Hafsa (r. anha)’nın odasında gerçekleşir ve Nebi (sav) onun yanında bir daha bal şerbeti içmeyeceğine yemin eder. (6) Sonra hatasını anlar ve eşine bunu kimseye söylememesini tembih eder. (7) Fakat Hafsa (r. anha) annemiz, dayanamayıp bunu Ayşe (r. anha)’ye bildirir. Ayşe (r. anha) annemizin yanında bu meğafir sözü tekrar edince de Rasulullah (sav), hanımları arasındaki kumpası fark eder. Ardından Hafsa (r. anha) annemize yemin konusunu niye başkalarıyla paylaştığını söylediğinde o, bunu nereden öğrendiğini sorar. Buna karşılık Nebi (sav)’nin “Her şeyi Bilen, Her şeyden Haberdar Olan, bana söyledi.” şeklinde verilebilecek en doğal ve doğru sözü söyler. (8) Nihayet Tahrim suresi de zaten bu olayı açığa çıkarır.

Bir şeyi kendine haram kılmanın doğru olmadığını anlayınca eşinden bunu başkalarına söylememesini istemesi, örnek konumda bulunan bir elçinin duyulmasından utandığı için olayı kapatmak istemesinden kaynaklanır. Ancak ayette bu hususun belirtilmesi, meselenin kapalı kalmasına ve elçinin bu utançla yaşamasına müsaade etmez. (9)

Ayette geçen “Her şeyi Bilen, Her şeyden Haberdar Olan, bana söyledi.” ifadesi, Peygamber (sav)’in ahlakını yansıtan olağanüstü bir ölçü içerir. Bu cümle, örnek konumda bulunan bir elçi için hayati öneme sahiptir. O’nun iç barışıklığını korur. Söz, “Ben Rabbime karşı utanacağım bir şey yapmam yapamam.” anlamına gelir. Allah ile kulları arasında gizli hiçbir şeyin olamayacağı gerçeği böylece açığa çıkar. Nitekim sekizince ayette Allah’ın hesap gününde elçisini ve onunla beraber şeffaf ve temiz davranan kullarını utandırmayacağı ilan edilmektedir.

4, 5. (Onlara de ki, ey Peygamber:) “İkiniz tevbe ederek Allah’a yönelin, çünkü ikinizin de kalbi (haktan) ayrılmıştı! Ve (Allah’ın elçisi olan) Peygamber’e karşı birbirinizi desteklerseniz (bilin ki) Allah, onun Koruyucusudur ve (bilin ki) bundan dolayı, Cebrail, müminler arasındaki bütün dürüst ve erdemliler ve (öteki) bütün melekler, O’nun yardımına koşacaktır. (Ey Peygamber eşleri!) Eğer o siz(den biriniz)i boşasaydı, Allah yerinize ona sizden daha iyi eşler verebilirdi. Allah’a teslim olan, gerçekten inanan, O’nun iradesine gönülden itaat eden, (günah işledikleri zaman) tevbe ederek (O’na) yönelen, (yalnız O’na) kulluk eden ve (O’nun rızasını aramak için) yola koyulan, daha önce evlenmiş veya bakire kadınlar.

Bu ayetler, Peygamber (sav)’in yanında Allah’ın, Cebrail’in, meleklerin ve müminlerin bulunduğunu ileri sürerek hanımlarının ona karşı durmaması gerektiğinden bahseder. Eşlerinin muhalefette ısrar etmeleri hâlinde boşanmalarının bile söz konusu olabileceği ve bu durumda Rabb’inin ona daha iyilerini nasip edebileceği dile getirilir.

Burada önemli olan Peygamber (sav)’in aleyhine hanımlarının birbirlerine destek vermesinin doğuracağı sorunlardan uzaklaşmaktır. Evinin dışında onlarca sorunla uğraşan elçinin evinde de sıkıntılarla didişmesinin onun enerjisini tüketeceği açıktır. Üstelik her açıdan ve özellikle aile hayatıyla örnek konumda olan biri için evinde yaşayacağı sorunların toplumda yol açacağı büyük tahribat bir hayli yüksek olacaktır. Ailesi içinde saadeti yakalayamamış birinin örnekliği ve önderliği de tartışmalı hâle gelip münafıkların ekmeğine yağ sürecektir.

6. Siz ey imana ermiş olanlar! Yakıtı insanlar ve taşlar olan (öteki dünyanın) ateş(in)den kendinizi ve size yakın olanları koruyun! Onun başında (gözetici olarak) bulunanlar, emrettiği hiçbir şeyde Allah’a karşı gelmeyen, ama (daima) kendilerinden isteneni yapan kararlı (ve) azimli meleklerdir.

Bu hitap yukarıdan beri devam eden anlam akışına uygun olarak Nebi (sav)’nin eşlerine yapılmaktadır. Buna göre Allah’a ve elçisine itaat ederek kendisini ve ailesini, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruması gereken ilk planda bu hanımlardır. (10) Şüphesiz onlar, müminlerin anneleri olarak bütün hanımlara örnektirler.

“Siz ey imana ermiş olanlar! Yakıtı insanlar ve taşlar olan (öteki dünyanın) ateş(in)den kendinizi ve size yakın olanları koruyun!” ayeti, surenin omurgasıdır. Bunu gerçekleştirecek olan da sure bağlamında ilk önce hanımlardır. Bir ailede en önemli sorun, erkek ya da kadının kendi isteklerini ailelerinin önünde tutabilmeleridir. Oysa belli bir dünya görüşü ve amaç sahibi olanların, ailenin toplumun en önemli parçası olduğunu bilmeleri ve buna uygun davranmaları gerekir.

7. (O hâlde,) ey hakikati inkâra şartlanmış olanlar, bugün (geçersiz) özürler beyan etmeyin! (Öteki dünyada) siz ancak (bu dünya hayatında) yapmış olduklarınızın karşılığını göreceksiniz.

Bu hitap, meselenin sanıldığından daha da ağır olduğunu gösterir. Konunun iman-küfür üzerinden yürütülmesi meselenin evin sınırlarını aşarak topluma kadar uzanan ağır bir faturaya dönüşme tehlikesinden kaynaklanır.

Rasulullah (sav)’ın bir şeyi haram kılmasının toplumda yol açacağı tahribat, düşünüldüğünden daha ağır sonuçlar verebilir. Bu yol, giderek helal dairesini kısıtlar ve hayatı içinden çıkılmaz bir döngüye hapsedebilir.

Elbette buradaki hitap son kertede cehennem ehlinedir. Muhataba yol açtığı kötülükten vazgeçmediğinde üç-beş adım sonrasını gösterir. Bu yaklaşım, Allah’a itaat etmeyerek kendisini ve ailesini zor durumda bırakıp korumayanlardan bu uyarılardan sonra artık özür veya mazeret kabul edilmeyeceğine işaret eder. Nitekim kişi ancak günahta ısrar ve inatla yol açtığı kötülüklerin cezasını çekecektir.

8. Siz ey imana ermiş olanlar! Gönülden tevbe ederek Allah’a yönelin! Umulur ki Rabbiniz kötü fiillerinizi yok eder ve Allah’ın Peygamberi ile onun inancını paylaşanları utandırmayacağı o Gün, sizi içinden ırmaklar akan bahçelere koyar. Onlar, önlerinden ve sağ taraflarından hızla ışık yayarlar ve “Ey Rabbimiz!” diye yalvarırlar, “Bu ışığımızı ebediyyen parlat ve günahlarımızı bağışla! Çünkü Sen her şeye kadirsin!”

Ayet, müminleri samimi bir tövbe ile Allah’a dönmeye çağırır. (11) Ama en önemlisi, yukarıdan beri anlatılan meseleyi toparlar. Peygamber (sav)’in özelinde düşünülürse eşlerini samimi bir tövbeye çağırıp günahlarının örtüleceğini, yani affedileceklerini bildirir. Ardından cennetten bahsederek bu samimi yaklaşımlarının ödüllendirileceği müjdelenir. Öyle ki kişinin önünden ve sağından kendisini izleyen nur ifadesinden kasıt da muhtemelen yine insanın çevresine ve özellikle ailesine verdiği huzur ve mutlulukla ilgilidir. Nitekim “Ey Rabbimiz!” diye başlayan dua, bu nurun kişinin bizzat kendi talebi ve çabasıyla tamamlanabileceğini göstermektedir.

“…Allah’ın Peygamberi ile onun inancını paylaşanları utandırmayacağı o Gün …” ( يَوْمَ لَا يُخْزِى اللّٰهُ النَّبِىَّ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ ) ifadesi, pek çok şeyi özetler. Rabb’in elçisini ve onunla aynı yolu izleyenleri utandırmayacağından bahsetmesi, yukarıdan beri anlatılan konuyla uyum gösterir. Peygamberler utanılacak bir şey yapmaz ve yapamazlar. Onların rehberliğini izleyenler için de böyledir. Dolayısıyla onlara muhalefet etmek utanılacak bir şeydir. Hatası olanlar, bu ayetle birlikte samimi bir tövbe eder ve affedilmeyi umarlar. Böylece dünyada ve ahirette utanılacak bir şeyleri kalmaz ve mutlu olurlar.

Ayette “Rabbimiz nurumuzu tamamla” ( رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا ) ifadesi, bir ailenin nurunun bütün bireylerinin ortak katkısıyla tamamlanabileceğini gösterir. Hemen arkasından gelen “Bizi affet.” ( وَاغْفِرْ لَنَا اِنَّكَ ) cümlesi de bağışlanmanın tam anlamıyla aile birliği ile gerçekleşeceğini veya başka bir ifade ile kişiyi günaha sokan sâiklerin çoğu zaman aile içi sorunlardan kaynakladığını dile getirir.

9. Ey Peygamber! Hakikati inkâr edenler ve ikiyüzlüler ile amansızca mücadele et ve onlara karşı kararlı ve ödünsüz davran. Ve (eğer tevbe etmezlerse) varacakları yer cehennem olacaktır. O, ne kötü bir varış yeridir!

Sekizinci ayete kadar meselenin çözümlendiği düşünüldüğünde artık Peygamber (sav)’in nezdinde evi sağlam ve mutlu olan her mümin, kâfirlerle ve münafıklarla sıkı bir mücadeleye girişebilir. (12) Bu yaklaşım, aile içinde erkek ya da kadın olsun arka planda sorun çıkarmanın vebalini büyültür. Ve bu vebal iki kötü örneği gündeme getirir.

10. Hakikati inkâra şartlanmış olanlara gelince, Allah, Nuh’un karısı ile Lut’un karısını(n kıssalarını) örnek getirmektedir. Onlar iki dürüst ve erdemli kulumuzun nikâhı altında idiler ama kocalarına ihanet etmişlerdi ve bu iki kadına (Hesap Günü): “Haydi bütün öteki (günahkâr)lar ile birlikte ateşe girin!” denildiğinde iki (kocanın) da onlara bir faydası dokunmayacaktır!

Nuh (as) ve Lut (as)’un eşleri kocalarına hainlik etmişler, yani yaptıkları işler ve izledikleri yol itibariyle yaşadıkları evin sınırlarını aşmış kâfir ve münafıklara destek verir bir duruma düşmüşlerdir. (13) Bu durumda eşlerinin peygamber olması da bir işe yaramamıştır. (14) Bu hainliğin muhtevası da kasten belirtilmemiştir. Zira hangi mazeret bir hanımın doğru yol üzerinde bulunan kocasına karşı, isyan eden bir toplumla beraber olmayı affettirebilir ki? Bir hanım için kocasına karşı gelip isyan etmenin bir tek sebebi olabilir. Bir sonraki ayet bu hususu açıklar.

11. İmana ermiş olanlara da Allah, Firavun’un karısını(n kıssasını) örnek getirmiştir ki o: “Ey Rabbim!” diye yalvarmıştı, “Senin katında (olan) cennette benim için bir köşk inşa et, beni Firavun’dan ve yaptıklarından koru ve beni şu zalim halkın elinden kurtar!”

İyi örnek, Firavun’un hanımı Asiye’dir. O, eşini, onun işlerini ve yaşadığı toplumu sorgulayan ve onlardan kurtulmak isteyen biridir. (15)

Asiye’nin cennette bir ev istemesi, onun bütün çabalarına rağmen evini kurtaramadığına işaret eder. Bu örnek, peygamberin eşlerine ve onun nezdinde bütün mümin hanımlara önemli bir şey öğretir. (16) Burada bütün mümin hanımlar, kendi gündemleri ile Asiye’nin gündemi arasında bir mukayese yapmalıdır. Bir hanım için küfre ve onun yol açtığı kötülüklere karşı olmak ve yaşadığı toplumu sorgulayarak bir sonuca varmak çok önemli bir bilinç gerektirir. (17) Mücadele için gerekli gücün, bu bilinçle donandığında sağlam bir yuvaya ihtiyaç duyacağından şüphe edilemez.

Peygamber (sav)’in hayatı boyunca verdiği mücadele onun hanımları tarafından desteklenmesini zaruri kılmaktadır. Evinin dışında pek çok sorunla uğraşmak zorunda kalan birinin hiç değilse ailesi içinde huzur bulması, çok önemlidir. Aile içindeki birlik söz konusu edildiğinde söz konusu destek ve doğuracağı sorumluluğun bütün bireyler tarafından üstlenilmesi bir zarurettir.

12. Ve İmran’ın kızı Meryem(in kıssasını Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanların diğer bir örneği yaptık): O iffetini korumuştu, bunun üzerine Biz onun (rahmindeki)ne ruhumuzdan üflemiştik ve Meryem Rabbinin sözlerinin ve (böylece,) vahyettiklerinin doğruluğunu kabul etmiş ve samimiyetle bağlananlardan biri olmuştu.

Asiye örneğini, Meryem’in iffet ve samimiyeti tamamlar. O’nun tasdiki ve gönülden itaati dillere destandır. (18) Böylece bir önceki ayetteki sorgulama dengeye oturur. Asiye gibi sorgulayan, Meryem gibi iffetli ve samimi davranan bir hanım Peygamber de olsa bütün kocaların başarısının arkasındaki asıl gücü gösterir. Bu yüzden Tahrim suresi bu konuya hasredilmiştir.

Sure, Peygamber (sav)’in eşlerine ve onlar nezdinde bütün iman etmiş hanımlara şunu söylemektedir:
“Lut ve Nuh’un eşlerini görüyorsunuz. Yaptıkları işler yüzünden kocalarına rağmen zalim toplumla bir oldular. Evlerine ve eşlerine hainlik ettiler. Bu kadınların kocalarına karşı yaptıkları hainlik toplum nezdinde eşlerini zor durumda bırakacak cinstendi. Biz de onları beraber hareket ettikleri o zalimlerle bir tuttuk. Buna karşılık Asiye’nin eşini, bütün yaptıklarını ve yaşadığı toplumu özgürce sorgulamasını doğru bulduk ve destekledik. İşte size de anlatıyoruz. Biz size sorgulamayın, körü körüne teslim olun demiyoruz. Tam tersine Asiye gibi sorgularken aynı zamanda Meryem gibi itaatkâr ve samimi olun diyoruz. Doğru yolda sorun çıkarmayın, durup dururken batıl, hileli yollar aramayın, yaptığınız şeylerin kocalarınızı toplum önünde sorumlu ve suçlu çıkarmasına yol açmayın, diyoruz. Sonuçta eşinizin kendisine helal olan bir şeyi haram kılacak derecede yoldan sapmasına nasıl sebep olabilirsiniz? Her şeyi size söyleyemiyor. Onu anlayın ve sorumluluklarını paylaşın. Onun dışarıda adaleti, hakkı savunabilmesinin ve bu uğurda adamakıllı mücadele edebilmesinin sizin evdeki tutumunuzla ne kadar ilişkili olduğunu görün artık! Hiç bir şey ailenizden daha değerli olamaz. Öyleyse kendinizi ve eşinizi ateşten koruyun. Kendi amellerinizden başka kimsenin sizi kurtaramayacağını bilin ve hesabınızı buna göre yapın.” (19)

Sonuç

Tahrim suresi, küfür ve nifakla mücadele etme sorumluluğunda bulunan müminlerin evlerinin güvenliğini konu edinir. Bu anlamda mümin hanımları, evlerinde olup biten şeylerle toplumda yaşananlar arasında ilgi kurmaya çağırır. Öyle şeyler vardır ki sonuçları itibariyle kişiyi eşinden ayırıp toplumun bir parçası yapar. Elbette bunun iyilik üzere olması gerekir. Eşini, işini ve yaşadığı toplumu Allah’ın koyduğu ölçülere göre sorgulayan bir hanımın kocalarını mağdur ve mahcup edip zor durumda bırakacak sonuçlara imza atmaması gerekir.

Surede Rasulullah (sav)’ın hanımlarının kumpasından söz edilir. Ardından konu biraz daha ileri taşınarak Nuh (as) ve Lut (as)’un hanımlarının hainliği gündeme getirilir. Bütün bunlarda söz konusu tuzağın ve hainliğin çeşidinden veya mahiyetinden bahsedilmez. Çünkü bu önemli değildir. Önemli olan bir kadının kocasına karşı giriştiği ve sonu kötü biten eylemidir.

Aile ilişkileri, kişiyi helali haram yapacak derecede etkileyebilen çok önemli savrulmaları içinde barındırır. İnsanın keyfi isteklerinin ailesini helal dairesinden çıkaracak uzanımları olmaması gerekir. Bu nedenle şatafat, şöhret ve şehvet gibi sâiklerin aile huzurunu kaçıracak boyuta ulaşmamasına dikkat edilmelidir.

Rasulullah (sav), Tahrim suresi indirildiğinde surenin başında kendisine yapılan hitap karşısında bir hayli üzülmüş olmalıdır. Bilindiği gibi o, bir elçi olmasının yanı sıra aynı zamanda bir yöneticidir. Surenin yaklaşımı bu anlamda olağanüstü güzeldir. Bir yönetici hatta peygamber bir devlet başkanı dahi olsa hiç kimsenin sorumsuz, sorgulanamayan bir kral gibi Allah’ın helalini haram yapmaya, yani, Allah’ın sınırlarıyla oynamaya hakkı yoktur. Üstelik bunu eşlerini memnun etmek gibi bir gerekçeyle asla yapamaz. Kızdığı için bal şerbetini kendisine haram kılan bir yöneticinin bu uyarıya ihtiyacı vardır. Nitekim Peygamber (sav)’in bunu fark ettiği, hatasından hemen döndüğü ve bu yüzden eşine bunu kimseye haber vermemesini söylediği açıktır. Sure bu nedenle bir yandan ona, diğer yandan da eşlerine doğru davranmayı öğretir. Din, hiç kimsenin şahsi oyunlarının, kıskançlıklarının, heva ve hevesinin arkasından gidemez. Bütün arzular, Allah’ın koyduğu sınırlara uymak zorundadır.

Sureden bütün müminlerin ama özellikle hanımların çıkaracağı çok önemli sonuçlar vardır. Bunların en önemlisi, bağlamın bize gösterdiği/öğrettiği gibi Allah’ın sınırlarını korumak için eşlerine yardımcı olmanın çok önemli bir sorumluluk gerektirdiğidir.

Dipnotlar:

1) Metinde Tahrim suresi ile ilgili olarak M. Esed Meali kullanılmıştır.
2) Zemahşerî, Keşşaf, c. 4, s. 551; Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 21, s. 552.
3) Câbirî, bal şerbeti olayını Kur’an metniyle uyumlu bulmaz. Ancak bunun gerekçesini de açıklamaz. Üstelik Mâriye olayını tarihi açıdan imkânsız gördüğü hâlde açıklamalarını bu vakıa üzerine bina eder. (Câbirî, Fehmu’l-Kur’an, c. III; s, 409, 410.)
4) Burada hiç kimsenin Allah’ın helâl kıldığı şeyi haram kılamayacağı belirtilir. Dolayısıyla bu yemin Peygamber (sav)’den sadır olmuş bir ‘zelle’ kabul edilmiştir. (Zemahşerî, Keşşaf, c. 4, s. 551.).
5) Bu ayet, farklı meallerde şu şekilde anlam kazanır: “(Ey müminler!) Allah, (doğru ve haklı bir gerekçesi olmayan) yeminlerinizi bozmayı ve keffaretini vermeyi (size) emretmiştir. Allah, sizin Yüce Efendinizdir ve yalnız O’dur her şeyi bilen, gerçek hikmet sahibi.” (M. Esed Meali); “Allah size, yeminlerinizi (keffaretle) çözmeyi meşru’ kılmıştır. Allah sizin sâhibinizdir. O bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.” (S. Ateş Meali).
6) Burada helali haram kılmanın bilinen anlamda olmadığı, Yani Allah’ın onu helal kılmasını müteakiben onun haram olduğuna inanmak şeklinde gerçekleşmediği, Peygamber (sav)’in bunun helal olduğuna inandığı hâlde, böylesi bir istifadeden vaz geçtiği belirtilmiştir. Aksi durumda böyle bir şeyin Peygamber (sav)’e asla nispet edilemeyeceği üzerinde durulmuştur. (Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 21, s. 553.); Bu yaklaşım doğrudur. Fakat bunu topluma anlatabilmenin zorluğu muhtemelen elçinin hanımından bunu saklamasını istemesine sebep olmuştur. Nihayet sure bunu açıkladığında zaten bu gizliliğin de bir anlamı kalmamıştır.
7) “Peygamber, eşlerinden birine gizli bir şeyler söylemişti.” ifadesine gelince, bu söz ile Peygamber (sav)’in cariyesini kendisine haram kıldığını, bunu da, sır olarak Hafsa (r. anha)’ya söylediğini, ondan bunu saklı tutmasını istediğinin kastedildiği belirtilmiştir. (Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 21, s. 555.); Fakat Buharî rivayetinde Peygamber (sav)’in bal şerbetini kendisine haram ettiğinde eşinden bunu kimseye söylememesini ister ki doğruya en yakın rivayet budur. (Kurtubî, El-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’an, c. 17, s. 466.); Ayrıca burada önce yemin edip sonra bunu bozmak zorunda kalmanın yanı sıra bir şeyi kendisine haram etmenin yanlışlığının doğuracağı mahcubiyetten de söz edilmelidir. İstemeden gerçekleşen bu olay neticesinde bir utanma ve mahcubiyete mahal kalmayacağı sekizinci ayette belirtilir. Buna göre evde gerçekleşen bir hatanın dışarıda duyulmasını istememekten daha doğal bir şey olamaz. Nihayet Allah, söz konusu elçisi olduğunda eşler arasında gerçekleşen bu kadarlık bir gizliliğe dahi müsaade etmemiştir. Bu gibi durumlarda surenin kendi kendisini açıklamasına fırsat vermek en güvenli yoldur. Yani sure anlama yardım edecek bütün donanımlara genellikle sahiptir. Buna göre mana, bazen dışarıdan hemen hiç yardım almadan bazen de çok küçük yardımlarla rahatlıkla kendisini açığa vurur. Nitekim yukarıda nakledilen rivayetlerden da anlaşılacağı gibi gizli söylenen sözle bal şerbetinin haram kılınması arasındaki ilişki açıktır. Buna göre ilk ayetle üçüncü ayet, aynı rivayet çerçevesinde birbirini tamamlayan bir ilişkiye sahiptir.
8) Peygamber (sav)’in gizli konuşmanın “bir kısmını anlatmış, bir kısmına ise hiç değinmemiş” olması, sözü edilen meselenin içeriğinden ziyade ifşa edilmesinin önemli olduğunu gösterebileceği gibi anlatılmayan kısmın bir kocayı eşleri karşısında mahcup duruma düşüren konularla da ilgisi kurulabilir. Yani kusur, ayıp veya zaaf gibi görülebilecek hususlarda bir hanımın eşini başkaları nezdinde küçük düşürmemesi gerekir. Allah, bu örnekte olayı kendi ifşa ederek elçisinin utanılacak hiçbir şeyi olmadığını ilan etmiştir. Sonuç itibariyle bu kefaretle telafi edilebilecek bir hatadır. Fakat elçinin mahcubiyetinden olsa gerek anlatmadığı kısım eşlerinin ve onlar nezdinde bütün hanımların kocaları hakkında anlatmamaları gereken konuları da kapsıyor olabilir.
9) Burada Hakka suresinin 44-46. ayetleri hatırlanmalıdır.
10) Rasulullah (sav)’ın örnekliği ve verdiği mücadele, bu anlamda ailesine de önemli sorumluluklar yüklemektedir. Gerek kendi morali gerekse örnekliği açısından bu durum hayati bir öneme haizdir.
11) “Samimi tövbe” ( تَوْبَةً نَصُوحًا ) şeklinde isimlendirilen bu ifade, bir isnad-i mecazî olarak, “nasihat edici” (nasûh) diye tavsif edilmiştir ki bu insanların, işlemiş oldukları o kötülüklerden alabildiğine pişman olmaları ve bir daha aynı şeyleri yapmamaya azmettikleri bir pişmanlık hâli olarak anlaşılmıştır. (Zemahşerî, Keşşaf, c. 4, s. 556.).
12) Bu hususta şu ayet hatırlanmalıdır: “(Ve o kullar): ‘Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl!’ derler.” (Furkan suresi, 74. ayet. Diyanet Vakfı Meali.); Dikkat edilirse ayette takva sahibi olanlara önder olabilmek, iyi bir aile kurmakla ilişkilendirilmiştir. Buna göre kişinin kötülüklerden sakınması için en önemli saiklerden biri sağlıklı bir aile içinde yaşamasıdır, denilebilir. Ayette münafıklardan bahsedilmesi, onların Peygamber (sav)’in aile içi sorunlarını topluma acımasızca taşıma eğilimleri dolayısıyladır.
13) İbn Abbas (ra)’a göre Nuh (as) ve Lut (as)’un eşlerinin ihanetleri dinî meselelerde olduğu nakledilmiştir. Başka hususta de¬ğildir. Zira hiçbir peygamberin hanımı ahlaksızlığa düşmemiştir. Burada Nuh (as)’un karısının ihanetinin kâfir olmak, Lut (as)’un karısının ihanetinin ise kocasının gizlediği misafirleri ahlaksız kimselere bil-dirmesi olabileceği üzerinde durulmuştur. İkrime bu iki kadının ihanetinin, Allah’a ortak koşmaları olduğunu, Dahhak ise bunların ihanetinin, Allah’ı inkâr etmeleri olduğunu söylemişlerdir. (Taberî, Tefsîru’t-Taberî, c. 10, s. 8113, 8114; Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 21, s. 565.).
14) Burada Peygamber (sav)’in “Ey Fatıma, Ey Safiye, Ey Kureyş” diye başlayıp “Ben Allah katından size gelecek bir şeye engel olamam, sizi kurtaramam.” şeklinde biten hitaplarının içeriği dikkate alınmalıdır. (Müslim, İman, 350.).
15) Firavun’un hanımı; eşini, onun eylemlerini/işlerini ve yaşadığı toplumu sorgulayabilen ve bu sorgulama sonucunda kendince bir değerlendirme yapabilen biridir. Şüphe yok ki cenneti veya cehennemi hak etmek adına bu seçimi yapabilecek özgür bir iradeye ihtiyaç vardır. (Bknz: Mümtehine suresi, 12. ayet.).
16) Asiye (as) Allah’a iman edip onun birliğini tasdik eder. Onun, kâfir olan Firavun’un nikâhında bulunması Allah’a ve Peygamberi Musa (as)’ya iman etmesine engel olmamış hatta iman etmesinden dolayı övgüye layık olmuştur. Zira bu konudaki Allah’ın yarattıkları hak¬kındaki hükmünün, hiçbir kimsenin başka birinin günahını yüklenmeyeceği, herke¬sin ancak kazandığı ile baş başa kalacağı şeklinde olduğu açıklanmıştır. (Taberî, Tefsîru’t-Taberî, c. 10, s. 8114, 8115.).
17) Bir toplumu oluşturan sosyal ilişkiler ağında tartışmasız en etkili rol hanımlara düşer. Bu anlamda bir hanımın yaşadığı toplumdan kurtulmak istemesi çok ciddi bir sorgulama gerektirir. Bunca nasihatin hanımlara verildiğine bakılırsa onların aileyi koruma ve kollama görevlerinin bir hayli önemli bulunduğundan şüphe edilmemelidir.
18) Burada Asiye (as)’nin zalim bir toplumdan kurtulmak istemesiyle, helak olan iki kadının eşlerine rağmen toplumun haksızlığa bulaşan diğer kesimleriyle birlikte hareket etmesi, yani bir hanımın kocasının neyi nasıl yaptığı hakkında fikir sahibi olmasıyla, ona isyan edip hainlik etmesi arasındaki derin farka dikkat edilmelidir. Zaten konunun Meryem (as) ile sonuçlandırılması, asıl meselenin Allah’a katıksız bir teslimiyetle hak-batıl ölçüleriyle çözümleneceğini gösterir. Zaten iyi niyet ve samimiyetle iman etmiş bir hanımın sorgulamaları elbette hak-batıl ölçülerine dayanır ki Asiye (as)’nin yaşadığı toplumu zalim şeklinde nitelemesi de şüphesiz bu ölçüden kaynaklanmaktadır.
19) Bağlama dikkat edilmediğinde Asiye (as) örneği, sadece bir sorgulama konusu olarak kalır. Oysa bu örnek Meryem (as) ile dengelenmeli ve eşlerin aleyhinde bir kulise dönüştürülmemelidir. Sure bu bağlam eşliğinde bir dengeden bahseder. Hanımlar bir yandan özgür olup sorgulamalı ama diğer yandan doğru yolda itaat edip samimi davranmalıdırlar. Eşlerini Nuh (as) ve Lut (as)’un hanımları örneğinde olduğu gibi toplum önünde mahcup etmemeli ya da onlar aleyhinde bir şeye destek vermemelidirler. Helali haram kılacak derecede eşlerini bir sarmalın içine sokmak ciddi vebal gerektirir.

Musa Şimşekçakan
31 Temmuz 2018